Sayfalar

11 Mart 2011 Cuma

İstanbul Modern Sanat Müzesi Gezisi

uzun sayılabilecek bir aradan sonra tekrar yazmaya başlamak için bloglara erişimin mümkün olmadığı bir dönemi bilinçli olarak tercih etmedim tabii. ancak hazır gazım gelmişken ve hala bloguma ulaşılabiliyorken aylardır ertelediğim İstanbul Modern Sanat Müzesi postumu yazayım dedim. Şimdi üstüne küçük notlar aldığım biletin tarihine baktım da 30 Ocak'ta gitmişim.
işlerini beğendiğim top 3 listemi açıklıyorum:
1- İrfan Önürmen: işlerini fotoğraflamak İrfan Önürmen'e yapılmış en büyük haksızlık olmuş. ben kendisinin yerinde olsaydım çalışmalarımı digital ortama koyma konusunda ısrar etmezdim. tablolarının üstünü kat kat ve değişik dokularda tüllerle kaplayarak gerçeğe yakın bir 3. boyut algısı uyandırıyor. tarifi namümkün! görülmesi lazım.

2- Taner Ceylan: işlerinin pek çoğu gay cinselliğine dayandığı için ayrı, fotoğraf çekip fotoğrafta gördüğünü bire bir uyguladığı için ayrı eleştiriliyor. sanat eleştirmenlerine gıcığım. düşünsenize "ne işle meşgülsünüz?" "sanat eleştirmeniyim, sinema eleştirmeniyim" hiç birşey yapmadan sadece eleştirmek bir meslek midir? ancak kolay ve keyiflidir eminim.
tüm bunları bir tarafa bırakırsak ben İstanbul Modern'de gördüğüm işine ilk baktığımda "sonunda bunu da yaptılar ya" dediğimi hatırlıyorum. gördüğüm tablonun adını hatırlamıyorum. hatta -aradan zaman geçti- tabloyu bile tam hatırlamıyorum ancak bendeki hissini hatırlıyorum. Fotoğrafçıların sıkça kullandığı bir teknik. tekniğin adını bilmiyorum. hani hareket halinde olan bir cismin hareketini takip edebildiğimiz bulanık görüntü. bu teknikle çekilmiş bir portre fotoğrafı kadar kusursuzdu tablo. ben eleştirmenlerin yerdiği bire bir fotoğraf aktarımına bayıldım. benden armağan çağlayan olmaz! tabloyu çok aradım ancak bulamadım. zaten bulup koysam da fotoğraf sanırdınız.

bulunduğu koridorun köşesinden döner dönmez bu tabloya takıldı gözüm. ne kadar gerçek durduğu konusunda en ufak bir fikir veremez yukarıdaki fotoğrafı. yakınlaştıkça keskin renk ayrımlarından üzerinde bir şekilde çalışılmış bir fotoğrafla yapıldığını düşünmeye başladım. tam önüne geldiğimde ise gördüklerim beni şaşırttı. bunca yıl kaneviçe işlemekten başka sanatsal bir aktivitesi olmayan atalarımızın torunları olarak biz yapabilirdik bunu ancak. çekilmiş bir fotoğrafın kumaş parçalarını boyayıp tuvale dikilmesiyle yaratmış tablolarını. benim "bizimkiler yeni bir teknik bulmuşlar,  negzel!" şeklindeki sevincim de google ı açana kadar sürdü.
bu sanatçımızın, sanatın beyaz ırk sanatçıları için yapılmadığını savunduğu böcek projesi diye bir projesi varmış. bunu da sonrasında okumasam işlerinden hayatta anlamazdım.

5 yorum:

Coşkun Hürsel dedi ki...

Kızımla birlikte, Ramazan Bayrakoğlu'nun dirimart web sitesindeki "sanal" sergisini gezdik. Kızımın en beğendiği resim köpekli resim oldu:)

Benim en beğendiğim resim ise Caroline Ducey portresi. Kullandığı kumaş dikim tekniği bu resimde yüzdeki ifadeyi çok daha derinden yansıtmış bence...

Coşkun Hürsel dedi ki...

Aha hemen eklemem lazım! Taner Ceylan'ın google araması linkine tıkladım ve tıklar tıklamaz, başında fesli sigarasını tüttüren sakallı gencin resmedildiği "1881" adlı resmi gördüm. O resmi Sotheby'sde, blogumda sözünü ettiğim turkuaz mücevher kutusunun da satıldığı klasik İslam sanatı müzayedesi sırasında görmüştüm. O müzayededen birkaç gün sonra modern Türk resmi müzayedesi vardı ve o resim de sergileniyordu. Bu 1881 adlı resim bence bir başyapıt. Üstünde konuşulacak çok şey var, ama resme bilmiyorum bundan başka (veya bundan daha iyi) ne not verebilirim...

mgntwmn dedi ki...

bana bir resime bakıp üzerinde sayfalarca konuşmak pek mümkün gelmiyor. konuşuluyor tabii ama irdeledikçe hayal dünyamız kısıtlanıyormuş gibi hissediyorum.
bahsettiğiniz resim üzerinde mesela ne konuşulabilir?

Coşkun Hürsel dedi ki...

Başlayalım o zaman konuşmaya. Resmin adı 1881. 1881'de ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir sarışın kahraman doğdu ve ulusun kaderini değiştirdi. Ama bu resim aynı zamanda bugünü resmetmiyor mu? O zaman niye adı 2011 değil? Veya 1881-2011?

mgntwmn dedi ki...

bir sürü fikir geliştirebiliriz bunun üstüne. ama pek çoğu onun aklından geçeni ıskalayacaktır diye düşünüyorum. hatta aklından sizin düşündüğünüz kadar çok net birşey bile geçmemiş olabilir.