Sayfalar

30 Nisan 2010 Cuma

MSN COPY PASTE Vol.1

MgntWmn:
nbr kuzu

X
boktan
senden naber?

MgntWmn:
noldu be

X:
yok bir şey
iş çok yapasım yok iş ilanlarına bakıyorum o da moralimi bozuyor öyle
ay çok daraldım yani

MgntWmn:
ben de senin gibi olmamak için iş ilanına bile bakmıyorum artık
ne zaman düzelcez x
artık bu kalıcı bir ruh hali olmaya başladı farkında mısın

X:
yok ya şartlardan kaynaklanıyor
kalıcı olacağını sanmam
istemem de ayrıca
değişecek sonunda

MgntWmn:
ama ne zamandır böyleyiz ve hep daha kötü hissediyoruz

X:
benim halaa umudum vaaar

MgntWmn:
benim yok
kaybettim

X:
belki de daha iyidir

MgntWmn:
çok şanslısın kaybetme sakın
kendimi bir müren gibi hissediyorum

X:
niye müren anlamadım

MgntWmn:
korkunç deniz dibi hayvanları olur ya
dipteyim işte alıştım artık burası yuvam oldu babında

X:
müren güzeldir ya dövmesini yaparlar
oooof

MgntWmn:
sen hiç yakından müren görmedin tabe

X:
çok edebi böööööğ

MgntWmn:
ahahahhahahaha
geçen gün de kendimi araba tekerleğine havlayan köpek gibi hissediyorum demiştim
şimdi aklıma geldi
öyle agresif sokak köpekleri olur ya
araba tekerleği ile kavga eder

X:
tekerlek de dünya mı

MgntWmn:
hee
iri hikmetleşiyorum giderek!
sen tavukları bilir misin x

X:
valla ne diyim havlayan köpek ısırmaz

MgntWmn:
hahahahahahahahahahah
bu sözü de düşündüm yeminle

X:
bilir misin derken?

MgntWmn:
yaa iri hikmet vardı ya bir demet tiyatroda

X:
bir de kendini tavuğa benzeteceksen o kadar yakından tanımıyorum

MgntWmn:
hani hayvanlar alemi ile ilgili şeylerle konuya girerdi

X:
evet evet
hatırladım

MgntWmn:
koptuuuuuuuuuuum
yok kuşum tavuk lafın gelişiydi
ahahahhahah
yeminle gözümden yaş geldi

X:
anladım zaten
allah da beni güldürsün mü

MgntWmn:
eveeeeeeeeeeeeeeet
duy sesimizi oku msnimizi allaaaaah!

X:
seni deeeeeeeeeeee

MgntWmn:
:)

X:
koptum
ben yemeğe gidiyorum konuşuruz sonra

MgntWmn:
ben dee

23 Nisan 2010 Cuma

bana ne ben oynamıyorum işte!


Bu resmi tatilde herkes dışarda günlük güneşlik çayır çimen serilmişken çalışıyor olmamdan mı, dün 15 sene sonra ilk defa annemlerden para almış olmamdan mı, akşam dolabı döküp onlarca giysiden bir kombinasyon çıkartamayıp ne kadar demode olduğumu, yenilenmem gerektiğini düşünürken kemer sıkma politikamın ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre daha devam edeceğini hatırlamamdan mı, hiç yaşama sevincim kalmamışken bazen varmış gibi yapmamdan mı, artık hiçbir şeyin beni şaşırtmıyor olmasından mı, insanlarla konuşmaktan sıkılıyor, hayatı fast forward’a almak istiyor olmamdan mı, kendimi daha iyi hissetmek için ünlü modellerin makyajsız fotoğraflarına bakıp aslında ne kadar çirkin olduklarını düşünerek kendime bundan bir moral payı çıkartmaya çalışmamdan mı, “nasılsın” sorusunu “bunun uzun bir cevabı var” şeklinde yanıtlamamdan mı, bir Cuma gecesi tiyatroya gidecek olmamdan mı, iki gün üst üste böyle depresif post atmamdan mı, önce artık hiç aşık olmayacağımı düşünürken, şimdi bir de artık hiç seks yapmayı istemememden mi, bunların hepsini evime koşarak kendimi atıp 2 kadeh içince unutmuş olacağımdan mı bilmiyorum ama ben bu hayatı oynamak istemiyorum. Ya da kafamı kesip, artık düşünme organım olmadan yola devam etmek istiyorum, tutmayın.

Moda'da bir duvar


Bu da hala varsa 23 Nisan çocukları için gelsin. Kadıköy'de bir tezgah ve bir duvardan

22 Nisan 2010 Perşembe

değişir mi?

puslu, kapalı havalar her zaman depresif yapar beni. havalar açsın havalar açsın diye söylenip durdum aylardır. bugün hava açık ve güneşli. az önce işlerimi ve görüşmelerimi bitirdim ve aynı anda depresyonda olduğumu farkettim. baktım gazetelerde, şurda burda enteresan birşey de yok. acaba saçımın rengini mi değiştirsem modunda kendimi kuaför sayfalarında buldum.

Bu da benim sokakta bir kuaför. ben dükkanın sahibi şahsı bizzat tebrik etmek istiyorum fikirden ötürü. benim gibi saçını değiştirince hayatının  değişmeyeceğini bildiği halde yine de inanmak isteyen zavallılara daha nasıl reklam yapılır ki!



20 Nisan 2010 Salı

17 Nisan 2010 Cumartesi

ağzınla içmek

bugün tecrübe ettim ki ağzınla içersen ertesi sabah vakitlice kalkıp spor yapmak mümkün. ve yine anladım ki bahar gelmiş.
Salacak bahçe

ve fakat gün batımı demlenmeye başlamanın keyfine paha biçilemez!

16 Nisan 2010 Cuma

tell me more!


Yaşıtım kız kankilerimin tamamının bir vagonu var. Yani ya evliler, ya da beraber yaşıyorlar. Şimdi benim aşk hayatımdaki küçük kıpırtılar bile onları benden daha çok heyecanlandırıyor. hem yüz yüze, hem msn’den taciz etmek suretiylen “n’oldu da n’oldu, anlatsana, eeeee” gibi basınçlarla ortada ne fol, ne de yumurta yok iken osuruktan çoktan nemi kaptılar. Ben de ıkınıp duruyorum birşey yok henüz diye. Zaten bundan sonra beraber olacağım adamın özelliklerini konu alan bir liste yapmıştım. Buraya da koyacaktım ama fevk. benden önce davrandı. Şimdi kopyacılıktan yememek için koymuyorum. Geçen gün listemi okudum. Adamın gözümden düşmesi şöyle dursun, bu liste bana “ararım ararım ararım seni her yerde” şarkısını ömür boyu söyletir. Bu durumda arada çıkan kaslı fırsatları garnitür yapmak gerek tabii ama bu şahıs (nam-ı diğer “ma”) iş yerimden olunca, onu da benim götüm yemiyor.

Velhasılıkelam bu kızlar benim hayatımdan kendilerine eğlence malzemesi aradıkça anladım ki bir yılı geçen evlilik ve benzeri ilişkiler son derece sıkıcı müesseselermiş.

niye bana kimse söylemedi?

Dün gece arkadaşlarla sohbet ediyoruz. Bir yandan TV açık. “Gülüm” diye bir Türk filmi başladı. Hepimiz ilk defa görüyoruz filmi. Varlığından bihabermişiz. Arada gözümüz kayıyor ekrana haliyle.

- 80’ler
- hayır hayır 90'lar
- 80’ler değil tabii. 30 yıl olmamıştır herhalde. Okan Bayülgen’e baksana!
- otuz yıl mı! 80’lerin üstünden 30 yıl mı geçti? Neden kimse bunu bana söylemedi? Yaşım 31 derken hissetmiyorum, hayatımda ilk defa epey bi yaşlı hissettim kendimi şu an. Vay anasını be!

Bu an tarihe geçsin. O güzel kafayla zaman tünelinin ne kadar derin olduğunu ilk farkedişim.

14 Nisan 2010 Çarşamba

KAYMAK-AMLIK

bu sabah tüketici hakem heyetine telefonumun akıbetini sorayım dedim. Kadıköy Kaymakamlığı'nda yerleri, daha önce anlatmıştım. Odanın kapısını açtım. bir masaya gazete kağıdı serilmiş. Üstündeki plastik tabaklarda peynir, biber, domates ekmek vs. kahvaltı yapılıyor kahkahalar eşliğinde. varlığımdan rahatsız olarak "buyrun" dedi yüksek sesle bir hatun. Dedim " bir maruzatın vardı. Verdiğiniz 2 aylık süre doldu. sizden haber gelmeyince sormak istedim". verdiğim kağıda baktı. "ancak önümüzdeki ay size sıra gelir" dedi kullanmasını beklediğim kelimeye kullanmadan. "Neden bu kadar uzadı ki?" dedim. "Kadıköy Kaymakamlığı en yoğun olan Kaymakamlık. En çok başvuruyu biz alıyoruz" dedi. "He yoğunluktan yani" dedim kahvaltı sofrasına bakarak. Daha da sinirli bir sesle "evet yoğunluktan" dedi hatun. Birkaç saniye birbirimizin gözlerinin içine baktık. Tabii onlar bir an evvel odayı terketmemi bekliyorlar kaymak işlerine geri dönmek için. Tüketici amcayı düşünerek ("asla dalaşmayın, işimizi onlar çözecekler" demişti) yutkunup çıktım odadan. Kapıyı kapattım.
Kaymakamlık.. kaymakamlık... Kaymak-amlık!

13 Nisan 2010 Salı

susaktan doğum günü hediyesi mi olur da!




biraz fakirlikten,

biraz tembellikten,

ama can-ı gönülden.

bi de beraber boyayalım diye:)

beraber her saniye için şükürler olsun!

flormar'a sorsak susağı boyamak için sponsor olur mu acep?

11 Nisan 2010 Pazar

Hakan Kırkoğlu diyo. inansam mı:)

Terazi - İkizler İlişkisi
Bu son derece şık ve hafif bir birlikteliktir. İki hava elementi birbirlerine hemen ısınabilir ve samimi olabilirler. Zira ortak paylaştıkları çok şey vardır. Her ikisi de düşünce dünyasında, entelektüel açıdan gelişmiş kişilerdir. Aşırı zorlamadan hoşlanmazlar ve bir arada oldukları zaman da bu uyumu güzel, zarif bir biçimde gerçekleştirecekler, pek çok ortak nokta üzerinde birleşeceklerdir. Bu ikili bir aradayken uyumlu sohbetler, kültürel konular ve meraklarını giderebilecekleri çok şey yapabilirler. Aynı zamanda Terazi İkizler’e yaşam enerjisi getirecek ve ona hayatın güzel taraflarına ve aşka davet edecektir. Kuşkusuz iş hayatında ve evlilik konusunda ise bu ikilinin daha sağlam bir temele ihtiyaçları olacaktır. Zira her ikisi de zora gelemezler ve artan sorumluluklarla karşılaştıklarında, bu beraberlikte bazı problemler ortaya çıkabilir. Ancak yine de bu ikili problemlerini kolayca çözebilecek kapasitededir.
UYUM Aşkta:%80, Arkadaşlıkta %90, İş Hayatında % 60

10 Nisan 2010 Cumartesi

kur masayı madam despina!



İyi bir blogger olmayı isterdim. Kafamda süper notlar alıyorum yaşarken. Neyi ne zaman koymam gerektiğini falan düşünüyorum. Gelgelelim hayatın takvimi benim takvimime uymuyor. zaten ben bile kendi takvimime uyamıyorum. Her şey önemini yitiriveriyor bir anda. Gelirim deyip, gitmiyorum. Beni beklemeyin deyip gecenin bir yarısı gidiyorum. Senem’in doğum gününü kutlayacağız bugün. Dün dedim ki gelmesem? Hayır magnet dedi. Bu defa küserim!

Akşama manik ben mi olurum, depresif ben mi bilmem. Meyhanede ağlayanı hiç sevmem. Ya akşamüstü demlenmeye başlamalıyım. Ya da al hediyeni git senem!


Akşama despinadayız kısmetlen…






kur masayı madam despina



kirli beyaz muşamba örtüleri ser



çek sediri asmanın altına



yanında bir ince müzeyyen abla



yine mi güzeliz, yine mi çiçek?



hamdolsun



taze mi bitti topik



canın sağolsun



amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?



hamdolsun



altınbaş kadehe yağ gibi dolsun



gece çok genç, arzular şelale



haber etsek o yare



gelse bomontiden



şereflendirse bizi



olsak teyyare

9 Nisan 2010 Cuma

NOKIA E71 BENİM GÖTÜMDE PATLADI!

Şurada belirttiğim gibi hayatın pek çok kulvarında devam eden çilem telefon konusunda da kendini göstermişti. Bir sürü şikayet sitesine yazdıktan ve telefon 4 kere servise gidip, aynı problemlerle geri geldikten sonra TUBIDER başkanı Tüketici Amca’ya başvurmuştum. 30TL karşılığı bu derneğe üye oldum ve benim adıma dilekçe yazdılar. Dilekçemi Kadıköy Kaymakamlığındaki Tüketici Hakem Heyeti’ne bir takım pullar ve fotokopiler eşliğinde teslim etmiştim. 2 ay içinde bana geri döneceklerini söylediler. Dün sürenin dolmasına çok az bir zaman kaldığı ve bir ses çıkmadığı için tüketici hakem heyetini aradım. Telefona bakan kişinin beni ancak haziran gibi arayabileceklerini söylemesinden sonra sinirden gözümden yaş geldiğini hatırlıyorum, ama herife neler söylediğimi hatırlamıyorum.

Tüketici Amcayı aradım napıcaz diye. Adam önce bir şok geçirdi, dedim sakin ol, ben bunu hep yaşıyorum. Günde kaç tane dilekçe yazıyormuş oraya. Tahmini bir ayda sonuç alıyormuş, zaten hukuken 3 aydan fazla bekletemezmişler. Çay içmekten işlere sıra gelmiyormuş tabii. Ama işimizi onlar çözecekmiş, dalaşmayaymışım. Ne yapacağımı bilemiyormuş.

Ne yapacağımı bende bilmiyorum. Telefonu unutup Ptesi gidip kaymakamlığı dağıtayım mı? Yoksa onlara da mı dava açayım. Yoksa flash tvdeki rüyacı teyzeye muska mı yaptırayım. Ya da gökten bir göktaşı düşsün, o da benim üstüme düşsün. Bütün dünya sağ, ben selamet! En temizi anasını satayım!!!

3 Nisan 2010 Cumartesi

Anthony and the Johnsons-Cripple and the Starfish

hayatım boyunca teknolojik konularla ilgilenmeyi vakit kaybı olarak görmenin acısını son aylarda yaşadığım teknolojik sıkıntılarla çekmem yetmezmiş gibi, bir de video yüklemeyi bilmiyorum. Biri bana video yüklemeyi öğretsin!


Bazı insanlar var, eserlerini gördüğümde, duyduğumda, izlediğimde bu hayatta çok şeyi kaçırdığımı, daha çok öğrenmem, araştırmam gerektiği acısının içimi kavurduğunu hissediyorum. Sadece birkaç yıl önce keşfettiğim için bu acı verenler listemin başında gelir Anthony Hegarty. Bilinen grup adıyla Anthony and the Johnsons.

NY’ta kabarelerde şarkı söyleyerek başlamış olduğu söyleniyor müzik hayatına. Boy George, Beyonce gibi pek çok ünlü ile yaptığı düet ve coverlarıyla duyuldu ismi daha çok. Ancak ben solo söylediği şarkıları tercih ederim. "Fistful of Love" ile bu şarkı arasında çok gidip geldim aslında.

Eşcinselliği hastalık olarak gören aileden sorumlu sevgili bakanımız bir insansa ve Anthony’i kendisine dinletirsek, belki hastalık değil de hormonel bir durum olduğuna, pipisi olan bir insan evladının bu sözleri yazamayacağına kanaat getirebilir. Anthony’den sonra da fikri değişmezse, zaten kadınlığından şüphe ederim.

An olur, o kadar mutlu olursun ki, yaşadığın duygunun üstünde bir güzellik olmadığnı düşünürsün. Mutluluğu kirletmekten ya da koruyamamaktan korkarsın ve ölmek istersin. “Cripple and the Starfish”i ilk duyduğumda değil ama sözlerine ilk dikkat ettiğimde o ölmek istediğim anı hatırlamıştım. Bu şarkıyı seçme sebebim budur.

Gelirim dedim ama Anthony ile başlayan güne FD konseriyle devam edilir mi, bilemiyorum. Cihangir merdivenlerde biralamaca bile daha iyi geliyor kulağa.

Gününüz aydın olsun efendim.



Mr. Muscle forcing bursting
Bay Adele uğraşıyor patlatmaya...
Stingy thingy into little me, me, me
Miniminnacık içimdeki o ufak şeyi, beni, bende, bana...
But just "ripple" said the cripple
Üstümden geçen dalga, yaralı dedi suratıma...
As my jaw dropped to the ground
Düşerken çenem, aşağıya...
Smile smile
Gülümseye, gülümseye...

It's true I always wanted love to be
Her zaman sevilmek istedim, doğrudur...
Hurtful
Biraz da iç burkucudur...
And it's true I always wanted love to be
Her zaman sevilmek istedim, doğrudur...
Filled with pain
Adamın içini acı ile doldurur...
And bruises
Yüreğine de bir yâre kondurur...

Yes, so Cripple-Pig was happy
Evet, şu yaralı köpek mutluydu...
Screamed " I just compeletely love you!
"Sana deli divane âşığım" diye haykırıyordu...
And there's no rhyme or reason
Ne bir epiklik, ne de mantık vuku buluyordu...
I'm changing like the seasons
Mevsimler gibi bir açıp bir soluyordu...
Watch! I'll even cut off my finger
İzle ve gör! Parmağımı kesip atılacak...
It will grow back like a Starfish!
Bir deniz yıldızı gibi, tekrar uzayacak...
It will grow back like a Starfish!
Bir deniz yıldızı gibi, tekrar uzayacak...
It will grow back like a Starfish!"
Bir deniz yıldızı gibi, tekrar uzayacak...

Mr. Muscle, gazing boredly
Sıkılgan gözlerle Bay Adele dik dik bakıyor...
And he checking time did punch me
Beni heder eden zamanı kolaçan ediyor...
And I sighed and bleeded like a windfall
İç çekerim, yüreğim dağlanır, daldan düşercesine...
Happy bleedy, happy bruisy
Tatlı bir dağlama, tatlı bir yâre...

I am very happy
Öylesine mutluyum ki...
So please hit me
Lütfen vur beni...
I am very happy
Öylesine mutluyum ki...
So please hurt me
Rica ediyorum, kır kalbimi...

I am very happy
Öylesine mutluyum ki...
So please hit me
Lütfen vur beni...
I am very happy
Öylesine mutluyum ki...
So please hurt me
Rica ediyorum, kır kalbimi...

I'll grow back like a Starfish
Bir deniz yıldızı gibi, tekrar uzayacağım...
I'll grow back like a Starfish
Bir deniz yıldızı gibi, tekrar uzayacağım...
I'll grow back like a Starfish
Bir deniz yıldızı gibi, tekrar uzayacağım...




2 Nisan 2010 Cuma

Acaba dante gibi ömrün ortasında mıymışım?


İlk çocuk olmanın da verdiği talihsizlikle ebeveynlerime kan kusturmasam da, onların sınırlarını hep zorladığımı söyleyebilirim. Evden ayrılacağımı ilk söylediğim zamanı hatırlıyorum. Annem ailesini yıkıyor olmakla bile suçladı beni. “Herkes seni konuşuyor arkamızdan, geliyor kulağıma, çok üzülüyorum ...” Şimdi düşünüyorum da ailesinin yanında bu kadar sallamadan yaşayan kız, bir de ev tutarsa orospu olur korkusuyla haklı bir panikti yaşadığı kendine göre. Tabii yaşarken bu kadar geniş bakamıyorsun. Onlar da, ben de bir evim olduğunda hayatımın en düzenli döneminin başlayacağını ve tam bir ev kuşu olacağımı bilmiyorduk henüz.

Son bir iki yıldır annemle babam da artık “biz sana demiştik” konuşması yapmak şöyle dursun, bakışını atmaktan bile vazgeçtiler. Az görüştükçe hasretle dolar olduk. Daha önce hiç yaşamadığım tarifi imkansız duygular içerisindeyim ikisine karşı. Hayatım boyunca bütün kararlarımı kendim verdim. Onların düşüncelerini dikkate aldığımı hiç hatırlamıyorum. Kızsalar da, suçlasalar da burnumun dikine dikine bildiğimi yaptım. Annemle babama asla pahalı bir hediye almadım. Öyle olur ya hani. Sevgililerimize, arkadaşlarımıza alırız ama onları hep geçiştiririz. En güzel günlerimi hep onların yanında olmadığım zamanlarda yaşadım. Şimdi birkaç zamandır birşeyler değişti. Bir karar vereceğim, babamı arıyorum ne yapmalıyım sence diye. Annemi rüyalarımda kokusunu duyacak gibi özlüyorum iki hafta görmeyince. Onlarla yaşamak istemiyorum ama en değerli anlarım ve anılarımın içinde olsunlar istiyorum hep. Kısıtlı görüşüyoruz ve her geçen gün zamanın daha da kısıtlı olduğunu biliyorum artık bu birliktelikler için. Şimdi bu satırları yazarken bile hüngür hüngür ağlıyorum mesela.

Bu sabah aynada ilk mimik kırışıklığımı gördüm ve aldı beni düşünceler... Çizgiler belirginleşmeye başlamış, panik olmuşum. Annemi göremeyince ağlar olmuşum. Zamanın işlediğini hissedip bazen yaptığımız Pazar kahvaltılarını kameraya çekmeye başlamışım. Gece çıkmalarından ziyade ev partilerine katılır olmuşum. Scorer takılmalar yerine az ve farklı deneyimler olsun istemişim. Önceleri deli gibi çocuk isterken artık annemle babamın bizim için yaptığı fedakarlıkları düşünüp, hazır olup olmadığımı sorgulamışım. Otuzuma kadar bu son vagondur deyip sarılırken, otuzu geçince trenden vazgeçip, uçak istemeye başlamışım. Bu ayakları artık tren değil, bir uçak yerden kesebilir demişim. Herşeyi bildiğimi düşünmeye başlamışım. Acaba dante gibi ömrün ortasında mıymışım ?

1 Nisan 2010 Perşembe

hissederek dokunmak mı, dokunarak hissetmek mi?


İlk kez sevgilisiyle görünce başını çevirişinden anlamalıydım.

“Yapmayalım, bozulacak bu ahbaplık demiştim”, parmaklarımı öpmüştü.

“Galadan sonra güneye mi kaçsak” dedi dün gece. Ürktüm. Nereye doğru gidiyordu bu yolun sonu?

“artık hissetmeden dokunmayacağım,” dedim. Küstü. Oysa sebeplerden en az inciten bu olurdu.