Sayfalar

29 Aralık 2010 Çarşamba

bazen Frida olmak

Size burda kim olduklarından bahsetmeyeceğim. Zaten hiç tablolarıyla karşılaşmasanız da mutlaka Selma Hayek’in oynadığı Frida'nın hayatını konu alan filmi izlemişsinizder.
Cumartesi günü hafta içinde niyetlendiğim gibi önce Frida Kahlo & Diego Rivera’nın mini sergisini gezmek için Pera Müzesi’ne, ardından da Galata Moda standlarına şöyle bir göz atmaya gittim. Pera Müzesi yerine Pera Sanat Evi’ne gittiğim için koştur koştur yetişebildim sergiye. Bazen insan hergün önünden geçtiği yerlere bile dikkat etmiyor. günümün büyük bir kısmını “nerde buluşulacak, kaçta buluşulacak, sonrasında ne yapılacak” gibi konular nedeniyle telefonda geçirsem de, şu sıralar bu tarz kültürel faaliyetlerime eşi dostu da ortak etmekten keyif alıyor, tüm bu organizasyonları büyük bir keyifle yapıyorum. Hem tembellik etmeyip planımı gerçekleştirdiğim, hem birkaç insanın daha sergiyi gezmesine sebep olduğum, hem de Coşkun Hürsel’in ısrarıyla yine tembellik etmeyip sergiyi yazmaya başladığım için kendimi alkışlıyorum.
Sergide 40 kadar eser vardi. Tabloların pek çoğu bildiğimiz eserler. Ancak benim ilgimi tablolar ve poz verdikleri fotoğraflardan ziyade Frida’nın eskizleri çekti. dinmek bilmeyen sırt ağrıları nedeniyle büyük tuvallerde çalışamadığını biliyoruz. Neredeyse yatağa bağımlı bir hayat süren bir ressamın tablolarından çok eskizlerinin dikkat çekmesi aslında sürpriz olmamalı tabii. İnternette bakınmama rağmen aşağıdaki eskizin daha net bir fotoğrafını bulamadım. Bu kötü iphone fotoğrafı için üzgünüm.

Sağlık sorunları nedeniyle hamile kalamayacağından pek çok kez kürjaj olmuş ve bu kürtajlar da böyle yansımış sanatına. buraya tekrar döneceğim...


Özellikle şu tablosu Semiha Berksoy’un Nazım Hikmet aşkını anımsatmıyor mu size de? Aynı dönemin sanatçıları. Birbirlerinden haberdardırlar herhalde, değil mi? Bir tablo neyi anlatmak ister ya da nasıl yorumlanmalıdır bilmiyorum. Bunu geçen gün Coşkun Hürsel’le tivitleşirken bir kez daha yaşadım. Kendisi yaklaşık bir yıl kadar önce yorumlamış olduğu bir tablo’da aslında hasır şapkanın altını çizmişken, bunca zaman sonra benim kadının kıpkırmızı canlı yanaklarını hatırlıyor olmam buna güzel bir örnek. (bu arada bir yıl önceki herhangi birşeyi hatırlamam zaten mucize!)

bunu da Diego kendisinden hiç bahsetmediğim için ağlamasın diye koydum.
Aslında çalkantılı aşk hayatlarının, ağrılarının, defalarca tekrarlanan ameliyatlarının, tüm bunlara rağmen her zaman renklerin kraliçesi gibi görünmesine neden olan kendine has giyim tarzının ve saç toplama şeklinin dışında bir özelliği daha var. Bu kadar kadın kadın olan bir figürün tam bir eşcinsel gibi kaşlarını ve bıyıklarını almamış olması. Lezbiyen eğilimleri olduğunu biliyoruz ancak kendisi tam bir lezbiyen değilmiş. Aranızdan bazılarınız konuyu yine kıla tüye getirdiğimi düşünebilir. benim dikkatimi çeken Frida’nın toplumun estetik zevkinden farklı bir zevke sahip olması ve genel estetik kalıplarını reddetmesi aslında. Yani Frida’nın bakımsız bir kadın olduğu için kaşını bıyığını duvardan duvara samur halı şeklinde bıratığını söyleyemeyiz. Kendisine gösterdiği özeni, rengarenk kıyafetlerinden, renkli kurdelalarla örerek süslediği saçlarından rahatlıkla görebiliyoruz. Keşke ben de kendimi onun kadar özgür hissedebilsem diye düşündüm. Moda, tasarım gibi zevklerimizi yönlendiren ve çokça vakit ayırdığımız konular aslında özgürlüğümüzü ve biz olmamızı kısıtlayan küçücük şeyler gibi göründü bir anda gözüme.
Şimdi fotoğraftaki eskize geri dönelim. Bir kadının fiziken çocuk sahibi olamayacağını bilmesi ve bunu kabullenememesi, kabullenmeye çalışması, zaman zaman bu istekten kurtulmaya çalışması.. tüm bunlar bana kendimi ya da benim profilimdeki şehir kadınlarını hatırlattı. Aslında bizler de giderek çocuk sahibi olma ihtimalimizin düştüğünün, beraber çocuk yapmaya karar verecek erkek profilinin eksikliğinin farkındayız ve atıyoruz bu konuyu arkaya. Frida’nın çocuk yapmak istediği kocası var ancak sağlığı müsaade etmiyor. Benim sağlığım yerinde ancak kendisinden çocuk sahibi olmak isteyeceğim bir erkeğim yok. Ve bazen böyle iki kişilik isteklerim olduğu için kendimi kötü ya da güçsüz hissediyorum.
Uzun süredir yazmadığım için beni zorlayan arkadaşlar. Zorlamaya devam edin. Başlamadan önce zor geliyordu ama özlemişim.
Konuyla ilgili faydalı linkler:
http://www.peramuzesi.org.tr/sergiler/detay_sureli_sergiler.aspx?SectionID=dzSg6oYgaecNjl%2bZjYyLpQ%3d%3d&ContentID=T6tDCYQBvxxM5zu20N%2fGAQ%3d%3d 

alkol içelim, alkol konuşalım. şaka şaka artık eskisi gibi içmiyorum ama oturdum mu durmuyorm. şu Frida tasarım şişeli tekilalara bakın! Yanlış hatırlamıyorsam yeğeni ölümünden sonra üretmeye başlamış bu tekilayı. hadi ben içmeye gidiyorum. öptüm bye!

5 yorum:

Coşkun Hürsel dedi ki...

Hımm, "food for thought" üstünde durup düşünmeye değer ne çok konu başlığı var burada...

Frida'nın kaş ve bıyıklarını almaması kesinlikle dikkat çekici ve bilinçli bir tavır. Onu çok iyi anlıyorum, çünkü ben de bıyıklarımı almıyorum:) Ve bu da bilinçli bir tavırdı. 90larda, hatırlarsınız bir ara ünlü Türk erkekleri hepsi birden bıyıklarını kesmeye başlamışlardı. Ben de, "Heyyt! Olur mu ülen, Türk erkeği bıyıklı olurr!" dedim ve bıyık bıraktım, o gün bugündür duruyor...

Bir de, emin değilim ama, Frida bu şekilde Latin Amerikalı otantik damarını vurguluyor olabilir diye düşünüyorum.

mgntwmn dedi ki...

"Onu çok iyi anlıyorum, çünkü ben de bıyıklarımı almıyorum:)" ahahaha koptum ben yine. zaten siniri bozuklar gibi gülüyorum sabahtan beri. bir kürksevere de bıyık yakışır:)
neyse gözlerimi silip toparlandım. son paragrafta size katılmıyorum. bence latin amerikalı otantik yanını vurgulamak için epey büyük bir risk bıyıklarını almaması.

Coşkun Hürsel dedi ki...

"Tüy"lü mevzularda anlaşamıyoruz bi türlü:)

Frida belki de "Gentlemen Prefer Blondes"a tepki gösteriyordur?

mgntwmn dedi ki...

Hatunun adını hatırlamıyorum ama Diego'nun bir ara gönlünü kaptırdığı, tablolarını yaptıgı sarısını düşünürsek bu kez anlaşabiliriz gibi geliyor bana:)

Olé dedi ki...

oh be. ne guzel yazmissin yine. eline ve klavyene saglik :)