Sayfalar

9 Mart 2010 Salı

benimkini taşlama, yoksa ben seni taşlayacağım!



Yorum yazmasam da, moda bloglarını takip etmeyi seviyorum. Az önce birinde bir markanın bu yaz jean ağırlıklı olarak sunacağı konseptiyle ilgili bir post okudum ve konu aklıma geldi. Jean giymeyi sevmeyen yoktur sanırım. Genç, yaşlı, çoluk, çombak sadece pantolon olarak değil, denim kumaşını hayatımızın her alanında kullanıyoruz. Özellikle de ağartılmış, bir başka deyişle eskitilmiş olanını.

Geçen gün tvde bir ropörtaj izlerken duydum ilk defa konuyu. İçim acıdı. Jean üreticileri maliyeti düşürmek için 125bin avroluk bir makine almak yerine, ayda 350-400TL’ye sigortasız çalıştırdıkları işçilerle “kumlama” denilen yöntemle jeanlerimizi çok sevdiğimiz popo kısmı orda burada oturmaktan beyazlamış, bacak üstleri ağarmış, hatta isteğe göre biraz iplikleri çıkacak kadar eskimiş hale getiriyorlar. Biz de satın alıyoruz. Biz de bu işte çalışan işçinin kendisi gibi ciğerlerine kumlar saplandığından bu işte çalışan birinin 3 ay ila 2 yıl arası bir sürede acılar içinde öleceğini bilmiyoruz. Hastalığın adı silikozis. Bir diğer adı kumlama hastalığı. Seramik üretiminde, madenlerde çalışanlarda ve kot taşlayıcılarında görülüyor. Bir maden işçisi 20-30 yıl çalıştıktan sonra bu hastalığa yakalanabiliyorken, bir kot taşlayıcısı için tehlike 3 aydan sonra başlıyor. Üstelik kot taşlayıcısının sigortası yok ve şu an 150’nin üzerinde ölümle cebelleşen kişi olduğu ve tekstil firmalarının hiçbir şekilde tazminat ödemediği söyleniyor. Tedavisi pahalı ve çok zaman olumlu sonuç alınamadığından sevgili Sosyal Sigortalar Kurumumuz, işçi SSK’lı olsa bile zaten masrafları karşılamıyormuş birkaç ay öncesine kadar.

Bu sadece bizim değil tüm 3. dünya ülkelerinin kanayan yarası aslında. Yani durumu sadece kendi ülkemizde iyileştirip, rahatça giymeye devam edemeyiz bu ürünleri. Kaldı ki bu ülkede söylenen neredeyse herşeye şüpheyle yaklaşıyorum. Araştırdığım kadarıyla basında 2 yıl kadar önce başlamış bu konuda uyanışlar. İstiklal Caddesi’ndeki Mavi’nin önünde bir eylem yapılmış. Katillikle suçlanmasının ardından Mavi Jeans’in patronu Sait Akarlılar “Mavi kumlamayı lazerle yapıyor” demiş. Buyurun tık. Bana inandırıcı gelmedi, siz inanırsınız inanmazsınız bilemem. Ancak bikaç yıl bu işte çalışıp, bu dermansız hastalığa tutulan bir işçinin şu cümlesinin ardından hala taşlanmış kot giyecekseniz, insanlığınızdan şüphe bile etmem!


“para kazanmak için İstanbul’a gelirsin. Birkaç yıl kumlama yapar sonra askere gidersin. Dur derler, sen çürüksün. Sonra köyüne dönüp ölmeyi beklersin. Kumlama hastalığı budur.”

5 yorum:

Coşkun Hürsel dedi ki...

Çok farklı yorumlar yapılabilecek bir konu.

Bir yandan, gündelik hayatta tükettiğimiz, kullandığımız ürünlerin büyük bölümünün üretim süreçlerine ne kadar yabancılaştığımızın bir göstergesi bu. Oysa daha dün bizim ninelerimiz beslediği koyunlardan kırktığı yünü eğirip ip yapıyor, kendi tezgahlarında kumaş dokuyorlardı.

Diğer yandan, modern yaşamda insanın ahlak ve erdem sahibi bir duruş sergilemek için dikkat etmesi gereken ne kadar çok şey var: Taşlanmış kot işinde çalışanların ciğeri çürüyor, giyme! Çin'de oyuncak fabrikalarında, Endonezya'daki Nike fabrikalarında küçük çocuklar çalışıyor, Çin malı oyuncak, Nike ayakkabı alma! Coca Cola Amerikan emperyalizminin içeceğidir, içtiğin her damla kola, Irak'ta, Latin Amerika'da, Vietnam'da oluk oluk kan olarak geri dönüyor, Coca Cola içme!

Bir de şu bakış açısı var. Geçenlerde İngiltere'de bir eski binayı geziyordum. Bir odada ahşap kapıya vernik atan bir usta gördüm, ustanın başında gaz maskesi gibi kocaman bir maske vardı. Türkiye'de onca mobilya atölyesi gördüm, hiçbirinde işçileri benzer bir koruyucu ekipmanla görmedim. Aynı şekilde inşaat işçilerimiz baret giymez, motorsiklet sürücülerimiz kask giymez, taksi şoförlerimiz emniyet kemeri takmaz... Sonra, "Biz Türküz bize birşey olmaz!" deyip orospuyla prezervatifsiz cinsel ilişkiye giren, sonra da hiçbirşeyden haberi olmayan karısına AIDS bulaştıran erkeklerimiz var. Yani demek istediğim, genel olarak insan hayatına değer vermeyen bir özensizlik almış yürümüş ülkemizde.

Coşkun Hürsel dedi ki...

Uzun yorumu ikiye bölüyorum.

Peki ne yapalım? Çözüm kolay değil. Tek başına taşlanmış kot almamak da çözüm değil, çünkü böyle bir eylem ne kadar başarılı olursa olsun, taşlanmış kota talebi tamamen ortadan kaldırmayacak. Olsa olsa, taşlanmış kot üreticilerinin işçilere daha az ücret ödemelerinin bahanesi olacak.

Şöyle bir örnek vereyim. Amerika'nın Vermont eyaletinde süt çiftliklerinde kaçak göçmen çalıştırılıyormuş. Bunlardan birkaçı uygun olmayan iş şartlarından ötürü hayatını kaybetmiş. Burada sorunun bir çözümü, süt çiftliklerinin daha iyi denetlenmesi gibi görünüyor, ama bu durumda kaçak göçmen işçiler süt çiftliğinde çalışamayacaklar, çünkü zaten tercih edilmelerinin ilk nedeni, normal işçilerden çok daha ucuza çalışmaya razı olmalarıydı.

Afrika'da on binlerce kişi, yıllık maliyeti 10 doları bile bulmayan aşı, ilaç ve cibinlik gibi 100 yıl öncesinin teknolojisine ait çözümlere erişemediği için ölüyor. Kot taşlama işinde çalışan işçiler, belki bir aylık maaşları kadar bir maliyeti olan koruyucu ekipmanları olmadığı için ölüyor.

Böyle bir dünya işte...

mgntwmn dedi ki...

tsk ederim bu uzun yorum icin. boyle bir yorum bekliyordum. tum bu igrencliklerin sonunun olmadigini biliyorum elbet. ama bu iscilerin pek cogu ise baslarken oleceklerini bilmiyorlar ve bu kadar da "kor gozune parmagini" yapamiyorum ben galiba.

(Süper)Cem dedi ki...

boykot olayı arkadaşın dediği gibi öyle bireysel sıçmıklarla olacak iş değil. ben kot giymem misal, sevmiyorum çünkü. giydiğim bir iki tane var, onlarda taşlanmamış olanlarından.

bizim ülkemizde insanlar garip. şemsiye götlerine girdiği anda şemsiyenin gerçekten açılamayacağını farkediyorlar bazen. o eylemleri yapanların ayağında da kesin taşlanmış kot vardır ehehe. ve yarın çocuklarına da taşlanmış kot alacak o eylemciler. bu kafayla olmaz. eylem yapılır, sonra unutulur. bu işi gemicikler alan fırça bıyıklıların düşünmesi lazım. bu fırça bıyıklılar sadece işine gelen aksilikleri görmeye devam ettiği sürece madenlerde insanlar grizudan ölecek, tuzla'da insanlar derme çatma iskelelerden düşüp ölecek, yolun ortasına açılmış belediye çukurunu görmeyen adam içine düşüp ölecek, hastanede iğne vurulan adam mikrop kapıp ölecek. vesaire.

bizim genlerimizi aldırmamız lazım. unutmalıyız geçmişe dair herşeyi. yok etmeliyiz, yıkmalıyız, yakmalıyız. binlerce yıllık sikko ve köhnemiş adetleri yeryüzünden silmezsek, bu ülkede insanların yaşadığını kırmızı koltuklarda göt büyütenlerin kafasına vurmazsak daha çok insan ölür bu diyarlarda. bunu yapabilmek içinde genlerimizi aldırmamız lazım. yoksa inanamıyoruz gerçekten neye ihtiyacımızın olduğuna. göremiyoruz gerçekleri.

mgntwmn dedi ki...

gemicikler alan fırça bıyıklılar artık badem bıyıklı oldular biliyorsun:) onların sonu gelmez. keşke bu amcaların insafına bırakmayacak bir sistemimiz olsa. ama keşkelerle de olmuyor işte. en kolayı insanın kendinden başlayarak düzeltmeye çalışması böyle durumları. asla düzelmeyeceğini bilmekle beraber, cidden bunu bir vicdan rahatlatması olarak yapıp egomu okşamıyorum. ben o çorbada tuzumun olmasını, benim yüzümden birinin ciğerinin daha iflas etmesini istemiyorum. hepsi bu.