Sayfalar

6 Aralık 2009 Pazar

UYKUDAN ÖNCE

Anahtarın kilitte döndüğünü duydu. Aslında hala uyumamış olmasına rağmen ışıklar sönük olduğu için rahatça uyuyor numarası yapabilirdi. Neden hep kendini saklamak zorunda kalıyordu? Hem de kendini bu dünyada en yakın hissettiği kişiden bile. Hiç sevilesi biri değildi ki! Zaten etrafındaki insanların neden onun yanında durmakta bu kadar ısrarcı davrandıklarını da anlayamıyordu. Hak ettiği yaşam bu kadar güzel olmamalıydı.

Yazıktı Yasemin’e. Bunca zor bir hayatı olmasına rağmen nasıl da kıpır kıpırdı. Hep hayatı yaşamak için sabırsızlanan, hep birşeylerden eksik kalmaktan korkan, hep güleryüzlü, hep sabırlı, hep iyimser, hep hep hep hep! Bunun için bütün arkadaşları bu kadar çok seviyorlardı Yasemin’i. Enerjik, çekici, kültürlü ve eğlenceli bir kadındı Yasemin. İnsanlar Yasemin’in neden kendisini tercih ettiğini anlamadıkça, bir yandan suçluluk duygusuna takılıp hayatını Yasemin’e adamak istiyor, başaramayınca da ona pahalı hediyeler alıyordu. Ama diğer yandan da tüm dikkatlerin Yasemin’in üzerinde olması sinirlendiriyordu Müjdat’ı. Aslında içinde ne güzellikler vardı Müjdat’ın. Yasemin de neymiş! Bir susturabilseydi içindeki arada bir uyanan o canavarı aslında çokta sevilesi bir insandı Müjdat.

Dudağının kıyısından öpüldüğünü hissetti. Uyanma numarası için iyi bir bahaneydi:

- Hımmm hoşgeldin. Niye bu kadar geç kaldın? (aslında içinden bu akşam yalnız kalmak için dua ederken, bunu Yasemin’e söyle-ye-memek daha da sinirlendiriyordu O’nu)
- hoş buldum. Çok eğlenceliydi konser. Sonuna kadar izlemek istedim. Sen neler yaptın?
- Bir daha bu kadar gecikme. Çok sıkılıyorum seni beklerken. N’apiyim boş boş televizyona baktım. (hiç gelmemesi geç gelmesinden daha iyidir. Geç gelmesini sevmiyorum. Gecemi bölüyor. Nasıl söyleyebilirim ki bunu O’na kırmadan!?)
- Yalnız kalmak hoşuna gider diye düşünmüştüm. Gelmek istemediğini söyleyince sen... Benim geç gelmem dışında bir sorun olmadığından emin misin tatlım?
- Yoook. Benim çok uykum var Yasemin. Hadi gel yanıma. Bana sarıl, uyuyalım.

Artık kafasının binbeşyüz olmasının da etkisiyle ve daha fazla kırıp dökmekten korkar bir halde bir an önce uykunun güvenli ellerine bırakmak istiyordu kendini Müjdat. Bir günü daha O’na Yasemin’i kaybettirecek bir hareket yapmamış olmanın rahatlığıyla bitirmekti tüm isteği..

Birazdan Yasemin’in elini belinde hissetti. İki eliyle tutup öptü öptü. Şükretti içinden O’nunla olduğu için. Hayatındaki hiçbirşey Yasemin kadar değerli ve keyifli değildi. Çok sevdiği yalnızlığı bile...



Koşar adımlarla merdivenleri çıktı nefes nefese ve anahtarı kilide soktu. Gözetleme deliğinden ışıkların sönük olduğunu görüyordu anahtarı çevirirken. Ne kadar gürültülü bir kilitti bu! Çizmelerini çıkartırken tezgahtaki boş şişeyi gördü ve kültablasını arar oldu gözleri. Oysa ne çok istemişti Müjdat’ı ayık bulup, ballandıra ballandıra ona konseri ve geceyi anlatmayı. Uyuyor gibiydi. Eğilip dudağının kenarından öptü. Bütün dünya Müjdat’ın dudağının bu köşesinde asılıydı sanki. O’nun dokununca halı kılı etkisi yaratan kısa saçlarında gezdirdi elini.

- Hımmm hoşgeldin. Niye bu kadar geç kaldın?
- hoş buldum. Çok eğlenceliydi konser. Sonuna kadar izlemek istedim. Sen neler yaptın? (hoşuna gidiyordu bu küçük kıskançlık belirtileri ama bir yandan da anlayamıyordu Müjdat’ın tam olarak ne beklediğini. Samimi miydi acaba?)
- Bir daha bu kadar gecikme. Çok sıkılıyorum seni beklerken. N’apiyim boş boş televizyona baktım.
- Yalnız kalmak hoşuna gider diye düşünmüştüm. Gelmek istemediğini söyleyince sen... Benim geç gelmem dışında bir sorun olmadığından emin misin tatlım? (hiç görmek istemese gelme derdi diye düşündü. Acaba msn’de birileriyle sohbet falan mı ediyordu yalnızken. Çünkü msn konusunda hala tutuk davranıyordu Müjdat. Gözünden kaçmamıştı Yasemin’in. Ne konuşabilirdi ki? Yasemin de konuşuyordu bütün eski sevgilileriyle. Bu çok insani bir durumdu. Ama Yasemin asla gizlemek zorunda hissetmiyordu msn sohbetlerini. Müjdat bir şekilde hep gizliyordu...)
- Yoook. Benim çok uykum var Yasemin. Hadi gel yanıma sevgilim. Bana sarıl, uyuyalım.

Yasemin banyoda makyajını temizlerken hayatının en gerçek ilişkisini yaşadığını düşünüyordu. Her ne olursa olsun konuşabiliyorlardı ve bu çok kıymetliydi. Müjdat bağımlılıklarından kurtulacaktı mutlaka. Yasemin kurtarmayacaktı O’nu. Kendisi kurtulacaktı. Kimsenin kimsenin içindeki güzellikleri çıkartamayacağını anlamıştı daha önceden Yasemin. Büyük bir problem yoktu aslında. Müjdat yine içmiş, paranoya denizine bırakmıştı bu gece kendini belli ki. İstemese bunca zaman devam eder miydi, bu kadar hayatının merkezi yapar mıydı Yasemin’i? Yine de yarın Müjdat’la konuşacaktı. Konuşulmayan hiçbirşey olmazdı onların arasında.

Yorganı açıp, kendini sıcak yatağa bıraktı. Müjdat’ın beline sarıldı. Yuvarlak göbeğini sıvazladı. Müjdat iki eliyle Yasemin’in elini kendi dudaklarına dayadı. Öptü, öptü.

5 yorum:

haykırış dedi ki...

Yasemin eski arkadaşlarıyla konuştuğunu beyan ettiğine göre arkadaşının tavrı yanlış. Yani Yasemin "yok" deyip kestirerek yalan mı söyleseydi aferin Yasemin'e. Doğruluk insanların rehberi olmalı.
Saygılar

Edward Ander dedi ki...

kannımca, hayatlarımızı mahveden bu parantez içleri. dillendiremediğimiz veya yazarak kayıt altına almadığımız her cümle içimizdeki paranoid şizofrenik arkadaşa verdiğimiz söz hakkıdır.

gerçi şöyle bir şey de var, "iletişim çok önemli, o yüzden hep konuşalım. hiç susmadan hep konuşalım" düşüncesi yukardaki sorunun çözümü olarak lanse ediliyor. ama ettiğimiz her boş lafsa o parantez içlerinin kılıflarını oluşturuyor.

buraya kadarını gevezelik olarak bir kenara bırakırsak, hep kafamı kurcalayan bir şey var:
gerekli olduğunda aynı yatakta yatıp her türlü gizlisini, sırrını, kusurunu aşikar eden bizler; konuşmaktan neden bu kadar korkuyoruz?

aha bir de metaforik çıkarım:
vucuttaki en güçlü kas dil kasıymış, acaba istenildiğinde tarafa en ağır zararı verebildiğinden midir?

mgntwmn dedi ki...

çok konuşmak en güzel iletişim modeli değil tabii. samimi olmak ve davranmak güzeli@haykırış beyin de söylediği gibi. bazen saatlerce susarak iletişebilir insanlar.
@edvırt belki kendimizi keşfetmekten, belki de kaybetme korkusundan konuşamıyoruz müjdat gibi.
dil kası beni gerçekten etkiledi:)

Coşkun Hürsel dedi ki...

"İnsanlar Yasemin’in neden kendisini tercih ettiğini anlamadıkça,"

Şöyle değiştirince ifade çok değişiyor, peki yazının genel anlamı da değişiyor mu?

"İnsanların Yasemin'i neden kendisine tercih ettiğini anlamadıkça,"

mgntwmn dedi ki...

müjdat olay anında uykuya dalarken yasemini kendisine(yalnızlığına) tercih ediyor zaten. son kararı bu..
neyse kendi yazdığım öyküye yorum yapmayayım. hoş olmuyormuş, okuyucuya bırakıyorum :P